Yalnızlar Rıhtımı

Issızlığın Gölgesinde Mavi Bir Seste Buluşalım
 
AnasayfaPortalliTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 Asaf Halet Çelebi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Osman Aslan
General


Mesaj Sayısı : 485
Kayıt tarihi : 29/10/06

MesajKonu: Asaf Halet Çelebi   Perş. 04 Ocak 2007, 22:06

MEVLANA’DAN BUDA’YA FENAFİLLAH’TAN NİRVANA’YA
MİSTİSİZM VE ASAF HÂLET ÇELEBİ
Dr. Raşit KOÇ

Asaf Halet Çelebi, Cumhuriyet devri Türk şiirinde kendine özel bir yer edinmiş nadir
şairlerimizden birisidir. Geleneğin etkisinde mistik duyguların ağır bastığı şiirler yazan şair,
geleneği şekilden ziyade muhtevaya taşır. Klasik edebiyatımızla Fars edebiyatını da iyi bilen
Asaf Halet Çelebi, genç yaşta gazel ve rubailer yazmaya başlamıştır. Şiirlerinde Doğu-Batı
kültürlerini bağdaştırarak, ilhamını tasavvuf ve dinler tarihinin ünlü kişilerinden, eski doğu
medeniyet ve masallarından alan egzotik şiirleriyle tanınır. Kendi deyişiyle “hayatta olduğu
gibi, somut malzemeyle soyut bir âlem” yaratmıştır. Bir hayal ve duygu şairi değil, intnition
(sezgi) şairidir1.
Asaf Halet, Modern Türk Şiirinde Doğu uygarlıklarına özgü motif ve sembolleri
ustalıkla kullanan şairlerin başında gelir2. Onun şiirlerinde sadece İslâm düşüncesi değil,
bütün olarak şark kültürü hâkimdir. Mevlana, Molla Cami gibi İslâm büyüklerini okuyarak
İslâm edebiyatını ve tasavvufu öğrendikten sonra Buda ve Tagor’u da okuyarak doğu
kültürlerini özümser. Fakat O ne bir mutasavvuf ne de bir budisttir. O, zerafeti ve kibarlığıyla
bir Beylerbeyi efendisidir.3
Asaf Halet, ruhî huzura ve saadete ulaşmak için tasavvuf düşüncesinden Budizmdeki
Nirvana’dan yararlanır. Fakat, onun Nirvana’ sı kendine mahsus bir şekle bürünerek ayrı bir
nitelik kazanır. O, kendi Nirvanasını şöyle tanımlar. “Benim Nirvana’m Budistlerinkinden ve
Tagor’unkinden şu noktada ayrılır ki, Nirvana’da saadet zirvesine erebildiğim anda bile içim
rahat değildir.”4 Mistisizm onun yetiştiği aile ortamına hakim olan bir mefhumdur. Münevver
Ayaşlı’nın ifade ettiği gibi babası Halet Çelebi bir Mevlevîdir ve oğlunu da aynı kültürle
yetiştirmiştir.5
Asaf Halet, şiirlerinde Cüneyd, Mansur, İbrahim gibi İslâm düşüncesinin isimlerini
zikrederken adeta doğu kültürünü bir potada eritmek istercesine Mısır-ı Kadim’e, Asur
bahçelerine, Çin ü Maçin’e uzanır, Buda’ ve Nirvana’dan bahseder. “Lamelif şiirindeki şu
ifade bunun izahı gibidir.
“O başına musallat olmasaydı Buda olurdun
başına musallat oldu budala oldun.”
Burada şairin başına musallat olan ( lâ ) dır. Yani yokluktur. Şair kendisiyle lamelif
harfi arasında bir benzerlik kurar. Bu bir çeşit özdeşleşme, idandifikasyondur.6
Onun şiirlerini incelediğimizde çok kültürlülüğü net bir biçimde görebiliriz. Burada ele
alacağımız birkaç örnek bunun en iyi göstergesi olacaktır.
Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü.
1 Behçet Necatigil, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, İstanbul, 1980, s. 106.
2 Muhsin Macit, “Modern Mistik Şiirin Ufukları: Sezai Karakoç’un Şiiri”, Yedi İklim, 126, İstanbul, s. 21.
3 Mustafa Miyasoğlu, Asaf Halet Çelebi, Ankara, 1993, s. 27.
4 a.g.e. s. 20.
5.Semih Güngör, Asaf Halet Çelebi, istanbul, 1985, s. 21.
6 Miyasoğlu, s. 26.

He
He, Hurûfilikte “hû” nun yani Allah’ın sembolüdür. He, birkaç bakımdan önemli bir
harftir. Bu harf, Allah kelimesinin son harfi ve O anlamına gelen hüve kelimesinin baş
harfidir. Tarikat mensupları zikrederken Allah dedikleri gibi da derler.7
Bu harf şiirde ferhâd, âh, ejderhâ kelimelerinde geçmektedir. Ferhâd’ın eski harflerle
yazımını düşündüğümüzde de hoş bir ilgi kurulabilir: bu kelimede elif, he’ye vurulan bir
kazmaya benzer. “ ve ayaklar altında yamyassı” dizesinde de Ferhâd’ın eski yazımına
göndermede bulunur: ayağa benzeyen elif’in altında ezilen he.8
ejderha bakışlı he’nin
iki gözü iki çeşme
ve ayaklar altında yamyassı
kasrında şirin de böyle ağlıyor
ferhâaad
İbrâhim
Hz. İbrahim bir peygamberdir. Kâbe’yi yeniden inşa etmiş, küçüklüğünden beri putlara
tapmamış ve putları kırmıştır. Bunun için divan şiirinde “İbrahim-i put şikest” diye
mazmunlaşmıştır. Onun put kırıcılığı geleneksel şiirimizde insanı Allah’la vuslattan alıkoyan
her türlü bağların yok edilmesi olarak yorumlanır. Bu aynı zamanda tasavvufun “ masivâdan
arınma” tarifiyle örtüşür. Hz. İbrahim bu yönüyle gelenekten faydalanan diğer şairlerce de ele
alınır. Sezai Karakoç, “Hızırla Kırk Saat” adlı kitabında şu şekilde kullanır:
Kardeşim İbrahim mermer putları
nasıl devireceğimi bana öğretmişti
ben de gün geçmiyor ki
birisini patlatmayayım
ama siz harflerdekini ve kelimelerdekini
nasıl sileceğimi bana öğretmediniz9
Asaf Halet’in “İbrahim” şiirinde de “put” benzer kavramları karşılamak için kullanılır.
İbrahim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
Güneşin şairin buzdan evini yıkması ve koca buzların düşerek putların kırılması ile Hz.
İbrahim’in Kâbe’ye girerek putları kırması arasında bir ilişki vardır.
7 Agâh Sırrı Levend, Divan Edebiyatı, Kelimeler ve Remizler Mazmunlar ve Mefhumlar, İstanbul, 1980, s.76
8 Selahattin Özpalabıyıklar, Asaf Halet Çelebi Bütün Şiirleri, İstanbul, 1998, s.104
9 Sezai Karakoç, Hızırla Kırk Saat, İstanbul, 1995, s.9.

Cüneyd
Cüneyd-i Bağdadî leyse fî cübbeti sivallah “cübbemin altında Allah’tan başkası
yoktur”[size=7]10
lafzıyla tasavvufta ulaştığı noktayı ifade eder. Bu söz Cüneyd’in kendi kendisini
yok etmesine sebeb olur. Böylelikle Cüneyd “bilen söylemez, söyleyen bilmez” düsturuna
aykırı hareket ederek sırrını ifşa etmiş olur.
cüneyd nerede
cüneyd ne oldu
sana bana olan
ona da oldu
kendi cübbesi altında
cüneyd yok oldu
Mansûr
Hallâc-ı Mansûr olarak bilinen Mansûr el-Hallâc vahdet-i vücûd inancını benimsemiş,
devrin ünlü sûfileriyle tanışmış ve “Enel-Hakk” dediği için idam edilmiştir.11 Mansûr’un
akibeti de Cüneyd gibi olmuştur. Vardıkları son nokta fenafillah mertebesidir ve asıllarına
rücû etmişlerdir. Hazin olan varış biçimleridir.
şekiller bir yerden geldiler
şekiller bir yere gittiler
şekiller görünmez oldular
büyük köse vur
bütün sesler bir seste boğuldu
mansûr
mansûuur
Sema-ı Mevlana
Bu şiirde varlığın tamamına teşmil edilmiş bir hayat anlayışı vardır. Tabiattaki bütün
varlıklar Mevlevilikteki gibi sema etmektedirler. Mevlânâ bu durumu Mesnevi’de “Biya biya
ki tui can-ı sema” matlalı gazelinde, “yüz bin yıldız seninle gönlünü aydınlatır” biçiminde dile
getirir.12
Dünya başı dönmüş bir âşık gibi zamanede eşini aramaktadır. Burada yeryüzünün dişi,
gökyüzünün erkek olması söz konusudur. Yeryüzünün çocukları olan “çemen çocukları”
gökyüzünden su beklemektedirler. Çemen çocukları, divan edebiyatının mazmunlarından
biridir. Mevlânâ’nın “ey bağban, ey bağban amed hazan ender hazan” matlalı gazelinde,
“serviler, lâle ve yasemenler nerede, çemenlerin yeşil giyinen çocukları nerede?”dizeleri
10 Özpalabıyıklar, a.g.e, s. 103.
11 A.g.e, s. 118.
12 A.g.e, s. 115.

vardır.[size=7]13 Bu aşkın transandantal biçimidir. Atmosfer içerisinde başı dönmüş varlıklar, bütün
kainat şairimizle birlikte sema dönmektedirler.
çemen çocukları mahmur
câaan
seni çağırıyorlar
yolunu kaybeden güneşlere
bakıp gülümserim
ben uçarım
gökler uçar
Nirvana
Nirvana, kelime anlamı itibariyle sönmüşlük, dinginlik manevi bilgiye ulaşma demektir.
Asaf Halet, bu şiirinde iç huzuruna ve ruh dinginliğine ulaşmak için Nirvana kavramını
kullanmaktadır. Böylece zamandan, mekândan ve ruha sıkıntı veren her haletten uzaklaşarak
iç huzura ulaşmak mümkündür.
düş içime uyu
ve sonsuz büyü
unut renkleri
ve şekilleri
hepi
ve hiçi
beni
ve seni
ve geceyi yuttu
nirvana
Kadıncığım
Burada Hz. Âdem’in oyluk kemiğinden Hz. Havva’nın yaratılışına telmih vardır. Fakat
buradaki “ve bir şamar vurup/rafa oturttum” sözünde Havva’nın cennetten çıkarılmaya neden
olan hatasına bir atıf yapılmaktadır. Adeta şair bir koruma refleksiyle hareket eder. Ayrıca “üç
kıl koparınca uyurum” ifadesiyle de mitolojiye bir gönderme yapar.
oyluk kemiğimi çıkartıp
kendime bir kadın yaptım
ve bir şamar vurup
rafa oturttum
Tevrat Şi’ri
Eski Ahit’e göre Hz. Süleyman bir hükümdar, aynı zamanda bir peygamberdir. Mührü,
rüzgârlara hükmedebilmesi, hayvanlarla konuşabilmesi özellikleriyle ünlüdür.14 Asaf Halet’in
13 a.y.

birçok şiirinde olduğu gibi musikinin tarih ve efsaneyle birleştirilerek sunulduğunu
görmekteyiz. Santur ve defle şarkılar söyleyen yeruşalim (Kudüs) kızları bizi Asur ve Babil
bahçelerine götürmektedir.
Şair, adonay elehenu adonay ehad (lâ ilâhe illâllah) sözüyle de aslında Yahudiliğin ve
Tevrat’ın da İbrahimî dinlerden olduğunu tekrar eder.
süleyman bağlarına gidelim
anda bir salkım üzüm yiyelim
def ve santur ile şarkı okuyalım
rabbe
adonay elehenu adonay ehad
Sonuç olarak, Asaf Hâlet Çelebi, şiirlerinde bütün gelenek unsurlarından, Hind
mistizminden, tasavvufa, mitolojiye kadar bütün unsurları birleştirmeyi başarabilmiş ve
böylelikle Türk şiirinde kendine mahsus müstesna bir yer edinmiştir. Onun şiirleri bir dinsel
öğreti ya da felsefe öğretisi olmasa da ruha ve zihne hitap ederek ruhî dinginliğe ulaşmanın
kapılarını aralar.
KAYNAKÇA
Güngör, Semih Asaf Halet Çelebi, İstanbul, 1985.
Karakoç, Sezai. Hızırla Kırk Saat, İstanbul, 1995.
Levend, Agâh Sırrı. Divan Edebiyatı, Kelimeler ve Remizler Mazmunlar ve Mefhumlar,
İstanbul, 1980.
Macit, Muhsin “Modern Mistik Şiirin Ufukları: Sezai Karakoç’un Şiiri”, Yedi İklim,
126, İstanbul.
Miyasoğlu, Mustafa. Asaf Halet Çelebi, Ankara, 1993.
Necatigil, Behçet Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, İstanbul, 1980.
Özpalabıyıklar, Selahattin. Asaf Halet Çelebi Bütün Şiirleri, İstanbul, 1998.
Türk Edebiyatı Dergisi, Aralık, 1983.
[size=7]14
A.g.e, s.108.
[/size][/size][/size]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://blueman63.cultureforum.net
Osman Aslan
General


Mesaj Sayısı : 485
Kayıt tarihi : 29/10/06

MesajKonu: Asaf Halet Çelebi   Perş. 04 Ocak 2007, 22:07

Asaf Halet Çelebi'nin siiri ince bir duyarlilikla islenmis çok derin bir birikimin ürünü, bir sentezdir. Sanssizligi da buradadir bence. Inkâr etmeye gerek yok, cumhuriyet pozitivizmi ile yetisen Bati kafali bizler, Mevlana'yi, Dogu mistisizmini, tasavvufu, ne de halk efsanelerini pek anlayamamisizdir. Bunlari anladigindan bile kuvvetle süphe duydugum gelenekçiler ise çagdas düsünce dünyasina, hele hele kuvantum fizigi, relativistik fizik, psikanaliz gibi olgulara iyice yabanci kalmislardir. Yirminci yüzyilin ortalarindan, yani atom çagina girmemizden beri, David Bohm gibi kimi fizikçiler Budist felsefe ile yaklasirken kimi dogu filozoflari da transandantal bir siçrama göstererek kuvantum mekanigi ile kucaklasmislardir. Ne yazik ki, onbinlerce yilin imbiginden geçerek damitilmis bu düsünce akimlari açisindan iklimin pek çorak oldugu bir dönemde ortaya çikti Çelebi. Siiri üzerinde derin izleri hemen belli olan Mevlevihaneler cumhuriyetin ilk yillarinda diger tekkelerle birlikte kapatilmisti. Osmanli soylular sinifi yok olmus, yerlerine sonradan görme cunhuriyet yenizenginleri, savas vurgunculari, kalantorlari türemis, tarihin en güzel sehirlerinden birisinin, Istanbul'un bin kocadan kurtulmus son güzelliklerinin de irzina geçilmeye baslamisti. Batiyi zaten hep disaridan görerek onu bir türlü anlayamamis olan yari aydin yöneticilerimiz, entellektüel olmak hevesi ile aydin olmaktan da vazgeçiyor, sonunda ne entellektüel ne aydin (münevver) olabiliyorlardi. Bu çorak kültürel ortam içerisinde Asaf Halet Çelebi hem aydin, hem de entellektüel olmanin kesisim noktasinda (jukstapozisyon) ortaya çikiyordu. Ne yazik ki degerini farkedebilecek kimse de yoktu ortada. Galatasaray lisesi mezunu bir kütüphane memuru olarak geçirmis ömrünü Çelebi. Yazar çizer çevresinin bohem hayatina pek takilmamis. Onlar da Oguz Atay benzeri baskalarina da yaptiklari gibi, yok saymislar onu. Belki biraz Özdemir Asaf bilmis kiymetini.

Ufacik bir tohumda koskoca bir agaç gören (Sidharta siiri) sairin anisina

Cüneyd siirinde Çelebi, gözle görünen gerçegin disinda baska bir gerçek daha oldugunu vurgular. Görünmeyen bu gerçek görülebilir aslinda, cübbe açildiginda. He siiri Ferhad ile Sirin adli halk efsanesine gönderme yapiyor. Ferhad kendisi de son derece güçlü bir mitoloji konusu aslinda. Insanin doga ile mücadelesi var, bir ideal için (Sirin'in aski) daglarin delinmesi var. Doganin esiri olmaktan doganin efendisi oldugu zaman dogaya da iki gözü iki çesme aglamak düser elbet. Ejderha kimdir bu isin sonunda? Magara, yine halk hikâyeleri üslubunda, sanki bir masalmis gibi dinleniyor, ama psikanalitik bir baglamda ele alinmis. Tasavvuftaki iç ben kavramindan da esintiler var. Ibrahim de psikanalitik bir paralellik kuruyor Hz. Ibrahim'in söylencesi ile. Bu siir gencin eski toplumun degerlerinden kurtulma çabasi, askini ve acilarini hatirlatiyor bana. Ibrahim Araplarin ve Yahudilerin babasi. Urfa kirali Nemrut'un putlarini parçalamis. Despot bir kiralin putlarini parçalamak ne kadar cesaret isterse içimizdeki köhne önyargilari parçalamak da o kadar cesaret ister. Sorun su ki, astigimiz her ön yarginin yerine bir o kadar yenisi geliyor her an için. Günesin putlari kirmasi imgesi çok yönlü bir imge. Bir taraftan putlardan kurtariyor, bir taraftan özene bezene insa edilmis billûr ruhsal yapiyi parçaliyor. Bilgi hem karanliktan kurtariyor, hem de aci veriyor. Misri Kadim sairin en hosuma giden siirlerinden birisi. Bergson felsefesinin izlerinin yanisira, eski Misir dilinde, okurun anlamini bilmesi beklenmeyen dizeler sadece sözde müzigin güzelligi ile beni sarmaliyor. Seninle bir bahçedeyiz geliyor bana dedigi zaman Özdemir Asaf'in Asaf Halet'ten neden hoslandigini hissediyorum. Bu son kita ayni zamanda Mevlana ve tasavvuf felsefesinin de güzel bir anlatimi bence. Kadincik, sevgi ve kadinlarin ezilmesi kültürüne ironili bir bakisla yaklasiyor. Nûrusiyah psikanalitik bir özgeçmis. Selimi salis: üçüncü Selim. Süzudilâra: klasik türk müziginde bir makam. Dogdugum evin penceresi için ne denilebilir. Bu tablo bir duyguyu o kadar güzel canlandiriyor ki. Insan çocukluguna geri gidiyor. Sehir: Papalagi adli kitabi 1987'de okumustum. Aziz Karali'nin kulaklari çinlasin. Türkçe'de bildigim kadari ile yeni yayinlanmisti. Bu kitap, birinci dünya savasindan sonra Almanya'da yayinlanmis. Bir Bati Samoa yerlisi olan sef Tuvali'nin gözünden Bati uygarligini anlatiyor. Bu revera antropolojiyi okumak büyük bir keyif vermisti bana. Çelebi bu fikirleri bizlerden yarim yüzyil önce kesfetmis. Kafka da var bu siirde, çok açikça görünüyor. Ve sairin kendi egretilemesinden özel yasaminin bir kesiti. Trilobit siiri sairin astronomi, paleontoloji, tasavvuf ve Hint felsefelerini en net sentez ettigi siirlerinden birisi. Trilobit, prekambiyen çaginin ilk çok hücreli canlilarindan. Belki de tüm çok hücreli canlilarin ortak atasi. Baliktan kusa, fareden insana hepimizde trilobitten kalma genetik bilgi var. Uyaniklik siirini okurken insan hipnotize oluyor, siir gerçek oluyor. Fransa Için Siir: Fransa'nin Naziler tarafindan isgâli. marqui de carabasse: Çizmeli kedinin yokul sahibi için icat ettigi sözde soylu toprak agasi kimligi. GALT'S'RAY neuf-cent-dix-neuf (nöfsendinöf) bindokuzyüzondokuz tarihini düsmüs. Sairin Galatasaray lisesi yillari. Grand-court: büyük avlu. ebedi vakans: bitimsiz tatil. Çocukluktan kopusun acisi.. Nirvana ve özellikle de Sidharta, Budist felsefeyi en güzel anlatan siirlerden. Nigâr-i-Çîn, Adimi Unuttum gibi siirler, psikanalitik temalari islerken halk masallarimizin enfes tadini da veren siirlerinin güzel örnekleri arasinda.

Gökhan Sayram (1996)

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://blueman63.cultureforum.net
 
Asaf Halet Çelebi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Yalnızlar Rıhtımı :: Edebiyata Dair-
Buraya geçin: