Yalnızlar Rıhtımı

Issızlığın Gölgesinde Mavi Bir Seste Buluşalım
 
AnasayfaPortalliTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 13 ve 14. Yüzyıl Türk Edebiyatı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Osman Aslan
General


Mesaj Sayısı : 485
Kayıt tarihi : 29/10/06

MesajKonu: 13 ve 14. Yüzyıl Türk Edebiyatı   Cuma 23 Kas. 2007, 16:11

13 ve 14. Yüzyıl Türk Edebiyatı

13 ve 14. yüzyıllarda Anadolu, siyasal bakımdan pek çok kargaşanın yaşandığı bir dönemdi. 13. yüzyılda Anadolu'da dört devlet vardı: Selçuklular, ilhanlılar, Bizans ve Trabzon Rum imparatorluğu. Bunların en giiçlüsü Selçuklular idi.
Selcukluların Moğollar tarafından 1243 yılında Kosedag savaşı ile yıkılması sonucu Anadolu'da bir cok beylikler kuruldu. Beyliklerin her biri kendi bağımsızlığını ilan etti. Bu kez beylikler arası savaşlar başladı. Osmanlı Beyliği 1299 yılında kuruldu ve diğer beyliklerle yaptığı savaşlar sonucu gelişip güçlendi.

13 ve 14. yüzyılda Anadolu'da düşünce hareketlerinin merkezi Konya ve dolaylarıdır. Moğol akınlarından korunmak amacıyla Türkmenistan Horasan'dan pek cok alperen gelerek Anadoludaki beyliklerin saraylarına sığındılar ve tasavvuf düşüncesini yaymaya başladılar. Bu ortamda tasavvuf edebiyatı doğdu. Daha sonraki yüzyıllarda da gelişip yayıldı.

Tasavvuf alanında; Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, fieyyad Hamza, Ahmet Fakih, Nesimi, Gülflehri, Sultan Veled gibi pek çok sanatçı eserler verdi. Aynı yüzyıllarda din dışı konularda, Hoca Dehhani, Ahmedi, Hoca Mes'ut eserler verdi. Bir taraftan da İran-Arap edebiyatından çok sayıda çeviriler yapıldı. 1360 yılında Kul Mes'ut tarafından "Kelile ve Dimne" adlı fabl kitabı Türkçeye çevrildi.

Bu yüzyıllarda halk edebiyatı alanında "Battalname" ile "Danişmend-name" adlı eserler yazıldı. Bunlardan "Battalname’de Seyit Battal Gazi'nin din uğruna Bizans'a karşı giriştiği mücadelelerden söz edilir." "Danişmend name’de ise Melik Ahmet ile oğlu Gazi Bey'in kahramanlıkları anlatılır. Bu öykülerde dinî inanclar ve ilahi yardımlar ön plandadır. Hz. Muhammet, Hz. Ali rüyâda görülür. Hızır gazilerin yardımcısıdır. Bu eserlerde eski Türk destan geleneğinin izleri islami karaktere bürünmüş nitelikte yaşatıldı.

Bu yüzyıllarda gerek dini (tasavvufi) gerekse din dışı konuları işleyen fikirler üzerinde, iranlı şairlerden Firdevsi, Nizami, Sadi, Feridüddin Attar ile Farsça eserler yazan Mevlana'nın etkisi görülür. Bilim ve edebiyat yoluyla Arapçadan, Farsçadan dilimize sözcükler yanında bu dillere ait kurallar da girmeye başladı. Ancak 1277 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey bir fermanla bunu önlemeye çalıştı. "Bugünden sonra, divanda, dergahta, barigahta, mecliste, meydanda “Türkçe den başka dil kullanılmayacaktır." Bu ferman dilimizi yabancı etkilerden korumaya yetmedi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://blueman63.cultureforum.net
Osman Aslan
General


Mesaj Sayısı : 485
Kayıt tarihi : 29/10/06

MesajKonu: devamı   Cuma 23 Kas. 2007, 16:12

Göktürk, Uygur, Karahanlı yazı dilleri Eski Türkçe içinde yer alır. Bunların örneklerini İslamiyet’ten Önceki Türk Edebiyatında ve Geçiş Dönemi diye adlandırdığımız 11. ve 12. Yüzyıl Türk edebiyatında görmüştük. Türk yazı dili 13. yüzyılda biri Batı Türkçesi, diğeri Kuzey-Doğu Türkçesi olmak üzere ikiye ayrıldı. Batı Türkçesi içinde zamanla Anadolu Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Gagavuz Türkçesi gibi yazı dilleri meydana geldi.Batı Türkçesinin temelini Eski Anadolu Türkçesi oluşturur. 13. ve 14. yüzyıllar bu yazı dilinin oluşup gelişme dönemidir. Bu dönemde, bu yazı dili ile ortaya konan ve anonim birer özellik gösteren Battalnâmeler, Dânışmendnâmeler, Saltuknâmeler ve Dede Korkut Hikâyeleri önem arz eder.

13. ve 14. yüzyılların önemli bir özelliği de bu dönemde Tasavvuf inanışının hızla yayılarak şiirimizin başlıca konu ve teması haline gelmesidir.

HOCA DEHHANİ :

13. yüzyılda yaşamıştır. Horasan Türklerindendir.

İran edebiyatı etkisiyle din dışı şiirler yazdı.

Divan edebiyatının ilk şairi olarak kabul edilir.

Şiirlerinin en önemli teması aşktır. Farsça bir Selçuklu Şehnamesi yazdığı da söylenir; ancak bu eser bugün elimizde değildir.

AHMED FAKÎH :

Çarhnâme : 100 beyitlik bir kasidedir. Eser tasavvuf konusunda öğretici bilgiler içerir. Dünyanın faniliğinden bahseden, günahtan kaçınmayı öğütleyen Çarhnâme, halk için yazılmış dini-ahlâki bir eserdir.

HACI BEKTAŞ-I VELİ (1209-1270) :

13.yy’da yaşamıştır,Türkistan’ın Nişabur şehrinde doğmuştur.A.Yesevi’nin isteğiyle Anadolu’ya gelmiştir. Bilinen en önemli eseri ‘’Makâlât’’tır. Bektaşilik tarikatının kurucusu-dur.

Makâlât : Sohbetler sözler anlamına gelir. Hz Adem’in yaratılışı, Şeytan ve Şeytani işler, Allah’ın birliği gibi konuları ele almıştır. Arapça yazılan bu eserin aslı elde bulunmadığı gibi Hacı Bektaş’ın kaleminden çıktığı da tarihi açıdan henüz kesin değildir.

Vilâyetnâme : Eserde Hacı Bektaş-ı Veli’nin yaşamı ile ilgili menkıbeler anlatılmaktadır.

MEVLÂNA CELALEDDİN-İ RÛMÎ

Eserlerini Farsça yazdığı için Türk Edebiyat’ının herhangi bir bölümüne dahil edemediğimiz, Mevlana (Celalettin-i Rumi) Anadolu’da yetişen mutasavvıf şair ve düşünürlerin en büyük iki isimlerinden biridir. (Diğeri Yunus Emre) Mevlevi tarikatının rehberidir. (Kurucusu değildir; çünkü tarikat, oğlu Sultan Veled tarafından kurulmuştur.)Mevlana’nın beş eseri vardır: 1)Mesnevi : Dini tasavvufi ve ahlâki yanı ağır basan didaktik bir eserdir. (6 cilt, 25618 beyit) Mesnevi’de işlenen konuların çoğu öğüt vermek amacı güder. Konuların işlenişinde hikâye ve fabllarla konuyu açıklama, örnekleme, verilmek istenen düşünceyi pekiştirme yolu izlenir ve her hikâye bir öğütle bitirilir. Farsça yazılmıştır. 2)Divan-ı Kebir : Eserde tasavvufi aşk işlenir. 3)Fîhî Ma Fîh : Mevlâna’nın sohbetleri sırasında, başta tasavvuf olmak üzere din, ahlâk, felsefe ile ilgili görüşlerini anlattığı; dünya, insan ve şiir anlayışını söz konusu ettiği konuşmalarından meydana gelir.

4)Mecâlis-i Seb’a : Mevlâna’nın yedi vaazının bir araya getirilmesiyle meydana getirilmiştir. 5) Mektûbat : Dönemin Selçuklu devleti ileri gelenlerine, dönemin devlet adamlarına, dostlarına yazdığı 145 mektubun bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur.

SULTAN VELED (1226-1312)

Mevlana’nın oğludur. Dini-tasavvufi konulara ağırlık vermekle birlikte biçim olarak Divan tarzı şiirleri Anadolu’da ilk yazan odur. Yalnız, şiirlerinin çoğu Farsçadır. Türkçe birkaç gazeli ve mesnevi biçimli birkaç parçası vardır. Farsça eserlerinden bazılarının sonuna Türkçe bölümler eklenmiştir. Selçuk Şehnamesi adlı bir eseri olduğu bilinir, ancak bu eser ele geçmemiştir. Eserleri :

İbtidanâme : Mevlâna’nın ve onunla ilişkileri olan kişilerin yaşamlarına ait bilgiler içerir.

Rebâbnâme : Mesnevidir.

İntihânâme : Mesnevidir.

Maarif : Mevlâna’nın sözlerinin açıklanması yanı sıra kendi özelliklerini ve dönemine ait olayları anlatır.

ŞEYYAD HAMZA

Yûsuf u Züleyhâ : Mesnevidir. 1529 beyittir. Eser, Kur’an-ı Keîm’deki Yûsuf kıssasına dayan-maktadır.



YÛNUS EMRE (1240?-1320?)

Tekke Edebiyatı’nın en büyük isimidir. Dünya çapında ün yapmıştır. Nerede ne zaman yaşadığına dair kesin bir bilgi yoktur. Eskişehir-Sivrihisar, Karaman dolaylarında yaşadığı kabul edilir. Eskişehir-Sarıköy’de Yunus’a ait olduğu kesine yakın bilinen bir mezar vardır. “Halka halk diliyle seslenerek, halkın şairi olmayı bil-miştir. “İlahileri yüzyıllardır. Hem halkın bel-leğinde hem de ele çoğaltılan divanlarında yaşamış, günümüzde düzenli basımları yapıl-mıştır. Tasavvuf terimlerinin dışındaki kulla-nımları sade halk diliyledir. Genellikle hece ölçüsünü, bazen de aruzu kullanmıştır. Beyit birimiyle yazılmış şiirleri, dize ortalarına yerleştirilen iç kafiyeler dolayısıyla dörtlükler haline getirilmeye de uygundur. Duygulu ve coşkun bir dille ilahi aşkı ve tasavvuf inançlarını işlemiştir. İslam inançlarından kaynaklanan bir hümanizm (insanseverlik) düşüncesine sahiptir. Şiirleri “Yunus Emre Divan” adıyla bir araya getirilip yayımlanmıştır.

Risaletü’n-Nushiyye (Öğütler Kitabı) adlı öğretici eseri, mesnevi biçiminde, aruzla yazılmıştır.

HALİLOĞLU YAHYA BURGAZİ (13. Yüzyıl)

Fütüvvetnâme : Mevlâna’nın mesnevisinden yararlanılmıştır.

GÜLŞEHRİ (14. Yüzyıl )

Mantıku’t- Tayr : Gülşennâme olarak da bili-nen eser İranlı şair F. Attar’ın aynı adlı eseri-nin çevirisidir. “Kuş Dili” demektir. Tasavvufi ve alegorik bir serdir. Feleknâme :

ÂŞIK PAŞA (1272-1333)

Horasan’dan gelme, beyliği bırakıp tasavvufa, bilime ve sanata yönelmiş bir ailenin mensu-budur. Kırşehir’de yaşamıştır. Arapça ve Fars-çayı çok iyi bildiği gibi bazı dillere de vakıf ol-duğu anlaşılan Aşık Paşa, bilinçli olarak Türk-çeyi savunmuş ve eserlerini sade sayılabilecek bir dille yazmıştır. Hece ölçüsü ve dörtlük biri-miyle yazdıkları gibi, aruzla ve beyitler halinde yazdıkları da sade ve içten bir Türkçeyle kale-me alınmıştır. Şiirlerinde tasavvuf düşüncesini işlemiş; ahlaki, toplumsal nitelikli öğretici eserler vermiştir. En önemli eseri Garipname’dir. Garipnâme : 10613 beyitlik mesnevisidir. Bundan başka dört mesnevi daha yazmıştır. (Şiirlerinin çoğunu aruzla yazdığı için Aşık Paşa, Divan şairi de sayılabilir.)

AHMEDİ (14. Yüzyıl)

İran şiirinin biçim, söyleyiş ve içerik özelliklerini Türkçe şiirlerinde uygulamaya çalışmıştır. “Divan” sahibi ilk Anadolulu şairdir. Divanından başka İskendername (Büyük İskender’in maceralarıyla ilgili) ve Cemşid ü Hürşid adlı mesnevileri vardır. Daha çok dindışı konuları işlemiştir.



KADI BURHANEDDİN (14. Yüzyıl)



Sivas’ta beylik kurmuş ve bir savaşta esir düşerek can vermiş bir kahraman olmasına rağmen asıl ününü şiir ve edebiyat alanında yapmıştır. Tuyuğları ve gazelleri ile tanın-mıştır. Büyük bir divanı vardır.

NESÎMİ : (14. Yüzyıl )

Azeri ağzıyla gazeller, tuyuğlar yazmıştır. Aslında tasavvuf şairi de sayılabilir. Ancak içerik olarak tekke şiiri özellikleri taşıyan eserleri biçim ve söyleyiş yönünden Divan Edebiyatı özelliklerine sahiptir. Divan şiirinin, halka en iyi hitap eden sade örnekleri verilmiştir. Heyecanlı ve duygulu bir söyleyişi vardır. Halep’te derisi yüzülerek öldürülmüştür.

KUL MESUT : ( 14. Yüzyıl )

Kelile ve Dimne Tercümesi : Sade nesrin bir örneğidir. Asıl sahibi Beydeba’dır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://blueman63.cultureforum.net
Osman Aslan
General


Mesaj Sayısı : 485
Kayıt tarihi : 29/10/06

MesajKonu: devamı   Cuma 23 Kas. 2007, 16:13

13 ve 14. yüzyıllarda Anadolu, siyasal bakımdan pek çok kargaşanın yaşandığı bir dönemdi. 13. yüzyılda Anadolu'da dört devlet vardı: Selçuklular, ilhanlılar, Bizans ve Trabzon Rum imparatorluğu. Bunların en giiçlüsü Selçuklular idi.
Selcukluların Moğollar tarafından 1243 yılında Kosedag savaşı ile yıkılması sonucu Anadolu'da bir cok beylikler kuruldu. Beyliklerin her biri kendi bağımsızlığını ilan etti. Bu kez beylikler arası savaşlar başladı. Osmanlı Beyliği 1299 yılında kuruldu ve diğer beyliklerle yaptığı savaşlar sonucu gelişip güçlendi.

13 ve 14. yüzyılda Anadolu'da düşünce hareketlerinin merkezi Konya ve dolaylarıdır. Moğol akınlarından korunmak amacıyla Türkmenistan Horasan'dan pek cok alperen gelerek Anadoludaki beyliklerin saraylarına sığındılar ve tasavvuf düşüncesini yaymaya başladılar. Bu ortamda tasavvuf edebiyatı doğdu. Daha sonraki yüzyıllarda da gelişip yayıldı.

Tasavvuf alanında; Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, fieyyad Hamza, Ahmet Fakih, Nesimi, Gülflehri, Sultan Veled gibi pek çok sanatçı eserler verdi. Aynı yüzyıllarda din dışı konularda, Hoca Dehhani, Ahmedi, Hoca Mes'ut eserler verdi. Bir taraftan da İran-Arap edebiyatından çok sayıda çeviriler yapıldı. 1360 yılında Kul Mes'ut tarafından "Kelile ve Dimne" adlı fabl kitabı Türkçeye çevrildi.

Bu yüzyıllarda halk edebiyatı alanında "Battalname" ile "Danişmend-name" adlı eserler yazıldı. Bunlardan "Battalname’de Seyit Battal Gazi'nin din uğruna Bizans'a karşı giriştiği mücadelelerden söz edilir." "Danişmend name’de ise Melik Ahmet ile oğlu Gazi Bey'in kahramanlıkları anlatılır. Bu öykülerde dinî inanclar ve ilahi yardımlar ön plandadır. Hz. Muhammet, Hz. Ali rüyâda görülür. Hızır gazilerin yardımcısıdır. Bu eserlerde eski Türk destan geleneğinin izleri islami karaktere bürünmüş nitelikte yaşatıldı.

Bu yüzyıllarda gerek dini (tasavvufi) gerekse din dışı konuları işleyen fikirler üzerinde, iranlı şairlerden Firdevsi, Nizami, Sadi, Feridüddin Attar ile Farsça eserler yazan Mevlana'nın etkisi görülür. Bilim ve edebiyat yoluyla Arapçadan, Farsçadan dilimize sözcükler yanında bu dillere ait kurallar da girmeye başladı. Ancak 1277 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey bir fermanla bunu önlemeye çalıştı. "Bugünden sonra, divanda, dergahta, barigahta, mecliste, meydanda “Türkçe den başka dil kullanılmayacaktır." Bu ferman dilimizi yabancı etkilerden korumaya yetmedi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://blueman63.cultureforum.net
Sponsored content




MesajKonu: Geri: 13 ve 14. Yüzyıl Türk Edebiyatı   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
13 ve 14. Yüzyıl Türk Edebiyatı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Yalnızlar Rıhtımı :: Edebiyata Dair-
Buraya geçin: